Kocaoğlu'ndan İmamoğlu'na destek: Halk misli misli cevabını verir

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İçişleri Bakanlığı tarafından “özel teftiş” başlatılan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek verdi. 15 yıl boyunca İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüten ve “kumpas” adı verilen davada 397 yıl hapis cezasıyla yargılandıktan sonra beraat eden Kocaoğlu, “Belediyelerin bu şekilde taciz edilmesi belediyelere bir şey yapmaz. Ne İmamoğlu'na yapar ne de bana yaptı. Düzgün çalışan adama hiçbir şey yapmaz. Doğru sallanır ama devrilmez. Doğrunun kalesi de yıkılmaz” dedi. Kocaoğlu, görevden alma iddialarıyla ilgili ise “Diyelim ki hırsa kapıldılar yaptılar, halk misli misli cevabını verecektir. İstanbul'da ikinci seçimde olduğu gibi” diye konuştu.

Kocaoğlu'ndan İmamoğlu'na destek: Halk misli misli cevabını verir
13 Ocak 2022 - 15:38

Peş peşe üç dönem İzmir Büyükşehir Belediyesi Belediye Başkanlığı yapan Aziz Kocaoğlu’nun yaşam öyküsünün anlatıldığı “Aziz” adlı roman, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan ikinci operasyonun 10. Yıl dönümünde, 22 Kasım’da piyasaya çıktı. Kocaoğlu ile yakın çalışan isimlerden, basın danışmanı Reşat Yörük tarafından kaleme alınan ve Varyant Yayınları'nca hazırlanan biyografik eserde, 15 yıllık dönemde dikkat çeken olaylara ve anılara yer verildi.

Kitabın imza törenine de katılan Aziz Kocaoğlu, görevi Tunç Soyer'e devrettiği 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin ardından ilk kez ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Kocaoğlu, hem hayatının kaleme alındığı biyografik-roman “Aziz” hem de gündeme ilişkin dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Kitabın hem üslubu hem de somut olayların perde arkasını aralaması açısından önem taşıdığını vurgulayan Kocaoğlu, şunları söyledi:

“Adalet ve Kalkınma Partisi 2002'de iktidar oldu, 2004'te biz belediyeye geldik. Devleti yönetiş biçimi ve İzmir'le ilgili projelerin gerçekleşmesinde aldığımız mesafeler, yaşadığımız zorluklar, iyi takiple beraber ulaştığımız sonuçlar ve ulaşamadıklarımız... Bence iyi bir çalışma oldu. 2004-2019 dönemine olabildiğince yansız, somut olaylara dayalı olarak bir deneyim aktarıldı. Tarihe not düşüldü. Kitabı basılmadan önce iki kez okudum. Basıldıktan sonra da okudum. Okurken 'ya bunu da mı yapmışız, bunu unutmuşuz. Ha doğru ya böyle olmuştu' diyerek 15 seneyi tekrar yaşadık. Güzel bir duygu. O dönemi birlikte yaşadığım arkadaşım Reşat beyin, en yakınımdaki arkadaşlardan biri olması, benim kişiliğimi, özelliklerimi, neye kızdığımı, neye güldüğümü çok iyi bilen, zor günlerde nasıl bir mücadele verdiğimizi bilen biri olması bunda etkiliydi. Yapmacık hiçbir kelimesi olmayan, yaşanan gerçeklerin yazılabilin kısmını yansıtan çok iyi bir çalışma oldu. Reşat'a da çok teşekkür ediyorum.”

Kocaoğlu, o dönemlere ilişkin "Çete" ve "Kumpas" adlı kitapların yayınlandığını hatırlatırken, "Bir de İlhan Tekeli hocanın başkanlığında, birçok bilim insanının 5 cilt yazdığı Yerelde Kalkınma ve İzmir Modeli çalışması vardı. Onun son 6'ncı cildi de benimle yapılan röportajlardan oluşuyordu. Aslında 6'ncı cildi gözden geçirip tarihe bırakmak üzere derlenmesi iyi bir çalışma olabilir" diye konuştu.

"PLANLI YÜRÜDÜK, VATANDAŞIN LOKMASINI BÜYÜTMEYİ AMAÇLADIK"

Bu kitapların birçok belediye başkanına ışık tutabileceğine işaret eden Kocaoğlu, çalışma prensiplerini ise şöyle anlattı:

“Teknik çalışma olarak 3 dönem Büyükşehir'in stratejik planını yaptık. Artı İzmir'de 3 bölgenin Yarımada'nın, Bakırçay'ın, Küçük Menderes'in kalkınma stratejik planlarını yaptık. Her ne kadar memlekette Devlet Planlama Teşkilatı lağvedildiyse de biz İzmir'de tüm işlerimizi planlı, programlı yapmaya çalıştık. Aklın ve bilimin rehberliğinde, evrensel ahlak kurallarına uyarak yapılan çalışmalardır. Somut örneklerdir. Benim belediyecilik tarihine getirdiğim, adını koyduğum en önemli ilkelerden biri; belediye başkanı bütçe olanakları nispetinde mevzuatın verdiği görevleri zaten yapacak. Bütçeyi ihtiyaçlar hiyerarşisine göre hazırlayıp uygulaması gerekir. Yerel yönetimlerin, hele İzmir'in uzunca bir süredir, 1980'den bu tarafa muhalif duruşu nedeniyle merkezi hükümetler tarafından göz ardı edildiğini biliyoruz. Bunu düşündüğümüzde, Büyükşehir Belediyesi'nin ve başkanının kırsalından sanayicisine varıncaya kadar, hizmet sektöründen turizmine, tarımdan hayvancılığına kadar vatandaşın lokmasını büyütmek için bir bakışı olmalı. Kafasının arka planında devamlı, 'ben hemşehrilerime hangi artı değeri getireceğim, lokmasını nasıl büyüteceğim. Çocuğunun eğitimini daha kaliteli nasıl yapacağım?' fikri olmalı.”

68 KUŞAĞI VE İZMİR...

Aziz Kocaoğlu, kendisini siyasete iten süreci ise şöyle anlattı:

“48 doğumluyum. 54 seçimlerinden bu yana babam ön safta siyasetle uğraştığı için onun tedrisatından geçtik. Onun doğruları, paraya ve topluma bakışı ile değer yargılarıyla büyüdük, eğitildik. 'Siyasette ustan kim?' derlerse benim ustam babamdır. Allah rahmet eylesin, Atatürk'ün ilk yetiştirdiği kuşaktan. 1 sene mahalle mektebinde okuyor, sonra Cumhuriyet mektebinde başlıyor. O ilk kuşak, onların doğruları, ilkeleri, inanmışlıkları, onların dava insanlıkları çok daha farklıydı. Ondan sonra babamın yanında 1980'e kadar siyaset yaptık. Bu arada 68 kuşağında öğrenci temsilciliği vesaire, iktisat fakültesinde öğrenci temsilciliği yaptık. 68 kuşağında aktif olarak bulunduk. İzmir'in demokratik havası, gençlere hayata bakışı, toleransı, 68 ve 78 kuşağının diğer üç ilde aldığı tahribatı minimum düzeye çekti. İzmir insanının sahiplenmesi ve toleransı, demokrasi inancı bizi devlet baskısından bir nebze de olsa kurtarmıştır.”

CHP BARAJ ALTINDA KALINCA DAYANAMAMIŞ

Yine de ekonomik bir yara açtığı için siyaseti bırakmak durumunda kaldığını aktaran Kocaoğlu, şöyle devam etti:

“Siyaset ailede ekonomik yara açar, bu kaçınılmaz bir şeydir. Eğer siyaseti gerçekten ülke ve millet için yaparsanız... Gayriahlaki işlerde en ufak bir şeyiniz yoksa, ister istemez aile bütçenizde ciddi tahribat olur. Bizim de babamın döneminde böyle bir şey oldu. Kardeşimle birlikte iş hayatına atıldık, çalıştık. Bazı işleri ortak yaptık. Kendi ekonomik durumumuzu düzeltmeye, 'iki nesil harcarsa üçüncü nesil aç kalır' düsturundan hareketle kendimizi toparlamaya çalıştık. Ben 1998 seçimlerine kadar partinin üyesiydim, seçim çalışmalarına katılıyordum ama aktif siyaset yapmıyordum. 1999'da parti barajın altında kalınca 'ne oluyor bizim atamızın babamızın, Mustafa Kemal Atatürk'ün partisine' diye yönetim kurulu üyesi olarak kendimi orada buldum. 'İki sene görev yapacağım' derken ondan sonra buraya geldik."

"İPİ GERİP KOPARMAMAK GEREKİYOR..."

Aziz Kocaoğlu, 15 yıllık görev süresince, 5 farklı vali ve 9 farklı bakanlar kurulu ile çalışması nedeniyle belediyenin işlerinin hiç tıkanma noktasına gelip gelmediği sorusunu ise şöyle yanıtladı:

"Tıkanmaz mı, tıkanıyor tabi. Ama ısrar edeceksin. Gerekçelerini anlatacaksın, mücadele edeceksin, başka çaresi yoktur. Biz geldiğimiz zaman 5 tane vali ile çalıştık. Valiler başlangıçta çok siyasi değildi. Devlet valisi niteliği taşıyorlardı. Diğer valilerden de şikayetim yok. Benim ayrı bir kişiliğim var. Belli konularda, parada pulda, malda mülkte değil ama izzeti nefsime dokunan, kişiliğime dokunan konularda ne pahasına olursa olsun kendimi içgüdüsel olarak koruyabildim. Siyaset camiasında bizi tanıyanlar, bize ne söyleyip ne söylemeyeceğini bilirler. O kişinin kendini koruma kalkanı. Değerinizi koruyamıyorsanız o zaman siz nesiniz? Devamlı mücadele edip, devamlı doğruları söyleyip, ipi gerip kopartmayıp, haftaya bir daha 'ya bizim iş ne oldu' diye gidecek şekilde kapıyı aralık durumda bırakarak götürmek gerekiyor işi."

"İZBAN İÇİN BIKMADAN TCDD'YE GİTTİM"

CHP'li bir büyükşehir belediye başkanı olarak AK Parti hükümetiyle çalışırken yaşadığı zorlukları detaylandıran Kocaoğlu, şunları söyledi:

"En zoru Aliağa- Menderes hafif raylı sistem projesidir, İZBAN'dır. Neredeyse her pazartesi günü, aylarca Devlet Demiryolları'nın müdavimi oldum. Bıkmadan gidiyordum. Sizin istekliliğiniz önemli. Bu arada iş öğreniyorsunuz. Hiçbir Adalet Kalkınma Partili belediye TCDD ile ortak iş yapmadı. Ben yapınca 'aa güzelmiş' dediler. Yapmadılar çünkü TCDD ceremesini fazla ödetiyordu. Çünkü, bizde bu tür eski kurumlar içine kapanıktır. Aşırı korumacıdır. Halen de Aliağa- Menderes'in tam kapasite ile çalışmamasında (eleştirmek için söylemiyorum, bu diğer kurumlarda da var) bu etkilidir. Biz onu çok uzun sürede, tabiri caizse gıdım gıdım aştık. Böyle bir proje ortaya çıktı ve Türkiye'ye örnek oldu. O projeye bugünün sinyalizasyonu yapılsa, şu anda taşıma kapasitesi 350 bin, anında 750-800 bine çıkar. O yolcu da var. Ancak sinyalizasyondan dolayı araya trenler konamadığı için proje kapasitesinin yüzde 50'si civarında çalışıyor. O zaman verimlilik de optimum olmuyor."

"BİLİM KILAVUZUMUZ OLDU"

Aziz Kocaoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Göreve geldiğimizde 1 sene zaten belediye borçluydu. Borç ödememiz gerekiyordu. Ne para bulmamız ne de kredi bulmamız mümkündü. Belediyenin finans yönünden yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardı, onu gerçekleştirdik. Hazine'ye 1 katrilyon 804 trilyon lira borcumuz vardı, onu yapılandırdık. Bir kısmını peşin verdik bir kısmı af oldu. Geri kalanı faizsiz Hazine gelirlerimizden yüzde 25 kesinti ile ödedik. İlk yaptığımız operasyon odur. Sonra kendi kadromuzla derinlemesine bir stratejik plan yaptık. Ulaşım master planı hazırladık. O Stratejik planda kentin bütün ihtiyaçlarını düşünerek, kafamızdan hiç çıkarmadığımız kalkınmaya yönelik noktadan da bakarak stratejik plan yaptık. Taslağı takvimlendirmemiz gerekiyordu. Öncelik sıralamamızı belirledik. O günkü bütçemize, o günkü rakamlara ve maliyetlere göre el yordamıyla projeleri takvime yaydık. Onu uygulamaya başladık. Halen bugüne kadar bizim yaptığımız stratejik plandaki projelere, bunların öncelik sıralamasına en ufak bir itiraz gelmedi. O rehberle yürüdük. 5 yıl sonra tekrar yeniledik. Bilim kılavuzumuz oldu. Onun üzerinden yürüdük."

İÇİNDE UKTE KALAN PROJE; KÜLTÜRPARK'A KONGRE MERKEZİ

Kocaoğlu, içinde ukde kalan projeyi ise şu sözlerle anlattı:

"Kültürpark'taki fuar hollerinin ya yıkılıp ya restore edilip kentin merkezine bir kongre merkezi yapma düşüncemiz vardı. Orada hem merkezi hükümet hem odalar devreye girdi... Merkezi hükümet bir şeye karışmadı yalnız otopark yapılırken kabul edilen koruma planı hollere geldiğimiz zaman odaların da baskısıyla yapılmadı. Fuar zaten hantal bir işti. Onu kentin dışına Gaziemir'e aldığımızda 'kenti boşaltmayalım' dedik. Kongre turizmi dünyada giderek gelişiyor. Hizmet sektörü ve turizmde büyüme hedefiyle onu yapmak istiyorduk, bir türlü yapamadık. O zamanki atmosferde başta meslek odalarımızın belli kısmı olmak üzere o projenin yapılmasını engellediler. Orada benim iyi niyetten dolayı bir kararım oldu. Hollerin olduğu yer 26 dönüm. Bu 26 dönümü kaldıralım, 12 dönüm üzerine yeşil alanı artırarak kongre ve şov merkezi yapalım dedim. Kentin hem kongre turizmine hem kültür sanatına katkıda bulunsun. Holleri mi restore edelim, yeni bina mı yapalım konusunda otopark sıkıntısı olduğu için 'binayı yıkalım' diye düşündük. Yıkmazsak da çalışmalarını yaptırmıştım. O şekilde de nefis bir kongre merkezi yapabiliyorduk onu tercih etmedik. Onu tercih etmememiz İzmir kongre turizminin geri kalmasına neden oldu. Bugünkü aklım olsa 'ya otopark tamam haklısınız ama biz şunu yapalım' derdim. O içimde bir ukdedir."

KIRSAL KALKINMAYA BÜYÜK DESTEK

Türkiye'ye örnek olan, kooperatiflerden alınan sütlerin okul çocuklarına ücretsiz dağıtıldığı "Süt Kuzusu" projesi ve kırsal kalkınma destekleriyle ilgili de ilgili konuşan Aziz Kocaoğlu, şunları söyledi:

"Fuarizmir hizmet sektörünün, turizmin gelişmesi için yapıldı. Ören yerlerindeki bütün kazılara destek verdik. Yine turizm ve hizmet sektörünün gelişmesi için. OSB'lerin yollarının asfaltlanması, destek verilmesi. Mesela bizim girişimimiz olmasa Kemalpaşa OSB diye bir şey olmuyordu. Kafamızın içinde 'tamam bunu yapalım ama kentin kalkınmasına, refahın artmasına ne faydası var?' düşüncesi vardı. Okul sütü, süt kuzu projeleri de öyle çıktı... Büyükşehir belediyesi sürekli çiçek alıyor. Bayındır Çiçekçilik Kooperatifi'nden aldık. Fidanı Ödemiş Bademli Fidancılık Kooperatifi'nden aldık. Peyniri Kiraz İğdeli ve çevre köylerin kooperatiflerinden aldık. Bademler atıl durumdaydı, hareketlendirdik. Bunlar yerinde dokunuşlarla yapıldı. Öyle öyle İzmir modeli çıktı. Tamamen hem teorisi hem pratiği beraber yaşayarak bu model ortaya çıktı. Onun için kıymetli. Önemli olan o dokuya, coğrafyaya, toprağa uygunu, optimumu onlarla birlikte ihtiyacı karşılayacak şekilde yapmak."

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A SU YANITI

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın defalarca dile getirdiği "İzmir'e suyu biz getirdik" açıklamasına yanıt veren ve DSİ'nin yaptığı dibi delik Gördes Barajı'yla ilgili süreci de anlatan Kocaoğlu, şöyle konuştu:

“DSİ 110 kilometre isale hattı yaptı. Biz Belkahve'ye çok büyük bir arıtma yaptık. Daha hatlar yapılmadan Sarıkız kuyuları ile Gördes Barajı arasında 2 kilometre mesafe vardır. Helikopterle gittim, tespit ettim. İZSU'daki bürokrat arkadaşlarla birlikte. Daha baraj yapılıyordu. Sarıkız'a yakın burası. Sarıkız'dan hattımız var, Sarıkız'ın kuyularını dinlendiririz, Gördes'in suyunu alır veririz, dolayısıyla o kaynağı verimli kullanırız, yedekleriz Sarıkız kuyularını diye düşündük. Ölçüldü, 1550 metreydi. 1550 metre isale hattıyla Gördes su tutmaya başladığı andan itibaren Sarıkız'a verip kullandık. Sonra baraj delik çıktı. Delik çıkınca kimse su da alamadı. Sonra boşalttılar tekrar yaptılar barajı. İZSU'dan ödemeleri kesiyorlar, halen kesiyorlar. Su veremiyorlar, barajda problem var. Sayın Cumhurbaşkanı da her geldiğinde 'su yoktu, getirdik' falan diyor. 'Suyunu hiç almadık' desek yalan olur. Efendim İzmir'i rahatlatacak kadar su aldık' desek o da yalan olur. Hele şu an hiç su alma şansı yok. Çünkü baraj yok, fiilen var ama su yok. Bu, sayın Cumhurbaşkanı'nın İzmir'e bakışının, benim 'şaşı bakış' diye altını çizdiğim bakışının bir tezahürüdür. Mesela 'İZBAN'ı biz yaptık' dedi. Evet Devlet Demiryolları izin verdi, beraber projelendirdik. Bunların hepsi doğru. Kaba söylüyorum rakamları. Aliağa- Menderes Projesi'ne İzmir Büyükşehir Belediyesi 450 milyon dolar para harcadı. TCDD 50 milyon TL harcamadı. Niye harcamadı? Ecevit hükümeti zamanında esas para harcanması gereken elektrikasyon ve çift hat yapılmıştı. Sinyalizasyon kalmıştı. Sinyalizasyon çok büyük maliyet tutar. Halen Aliağa-Menderes'in TCDD uhdesinde olan sinyalizasyon çalışması yapılmadı. Bunun için kapasiteyi kullanamıyoruz. 'Ben yaptım' dedi. Biz de bir şey yapmadık o zaman... Siyaset böyle mi olmalı. 15 senede kim yaptıysa söyledim. Burhan bey yaptıysa Burhan Bey, Yüksel bey yaptıysa Yüksel bey, Ahmet bey yaptıysa Ahmet bey... Hiç gocunmadım. Çünkü kendimle de barışığım, ülkemle de. İnsanların adını anmak, onlara hakkını teslim etmek görev yapan insanın en azından insani görevidir. İzmir'de belediye başkanıyken de bugün de elimizde çantamız şemsiyemiz istediğimiz yere girer çıkarız. Çok şükür herkesten teveccüh görüyoruz. O da siyasetçinin, insanın zırhı koruması, adaletidir. Sermayesi de güvendir. Adilseniz, güvenilirseniz yapamayacağınız iş, açamayacağınız kapı, ilişkiye giremeyeceğiniz insan yoktur."

397 YILLA YARGILANDI, BERAAT ETTİ

Aziz Kocaoğlu, 2 Mayıs ve 22 Kasım 2011 tarihlerinde iki dalga halinde yapılan belediyeye yönelik polis operasyonu ve sonrasında 397 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı "Kumpas" adı verilen davaya ilişkin anılarını da paylaştı. 6 yıllık hukuki mücadele sonrası 128 sanıkla birlikte beraat eden Kocaoğlu şunları söyledi:

"Çok sıkıntılı bir dönemdi. Olmayan bir şeyi aramak arayanları zorluyor. Olmayan şeyin savunmasını yapmak da bizi zorladı. Süreç yaşandı. 130 arkadaş tutuklandı. Hepsi sonunda beraat etti. Sanıyorum bir reklamcı arkadaş hapishanede vefat etti. Çok acı günler yaşandı. Paris'te ikinci operasyon yapıldı. Tam İzmir'e EXPO'yu getirmeye gittiğimiz süreçte yaşandı. Hepsi bir deneyim. Allah dağına göre kış veriyor… Bana birisi başıma gelmeden önce 'Böyle böyle olacak sen de buna dayanacak, mücadele edeceksin' dese 'Ben kendimde o gücü görmüyorum' derdim. Olaylar yaşanınca şimdi bakıyorum çok iyi bir direnç ve inanç gösterdik arkadaşlarla. Her pazartesi kalkıyorsun saat 06.00'da arabaya biliyorsun Bergama'ya hanım arkadaşları ziyaret ediyorsun. Oradan Buca Hapishanesi'ne. Oradan geliyorsun dayak yemiş gibi oluyorsun, çalışmaya devam ediyorsun. Tutuklanan arkadaşlar da belediyedeki arkadaşlar da hiçbir işi, yatırımı aksatmayacak şekilde geceli gündüzlü çalıştılar. Korkunç özveride bulundular. Bilirkişiler geliyor, her gün yeni bir olay oluyor. Bir bombardıman bu. Siz duruyorsunuz, sürekli taşlar sopalar geliyor. Siz onlarla mücadele etmek durumundasınız. Hepsi geldi geçti, tertemiz çıktık."

"HERKES DESTEK VERDİ"

Kocaoğlu şöyle devam etti:

"İlk günden itibaren İzmirli hemşehrilerimiz köylüsünden kentlisine, çiçek yetiştirenden çiçek bahçesinde çalışanına, sanayicisinden siyasetçisine, sade vatandaşına varıncaya kadar hangi partiden olursa olsun hepsi 'burada bir şey yok' dedi ve sahip çıktı. Mahkeme günü Büyükşehir Belediyesi'nin bütçesini dağıtsanız oraya 40 bin kişiyi getiremezsiniz. İnsanlar gönüllü olarak geldiler. İzmir bu kumpasa direndi, bize sahip çıktı. Biz de görevimizi namusumuzla, şerefimizle yaptık, yüzümüzün akıyla çıktık. Yaşandı geçti gitti."

"İSTANBUL'DA DA AYNISI OLACAKTIR"

Benzer bir sürecin yaşandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik “özel teftiş” ile ilgili soruya ise Kocaoğlu şu yanıtı verdi:

“2011 senesinde yapılan operasyon ‘İzmir'de bir İSKİ bulabilir miyiz’ operasyonuydu. Bir skandal yakalarız, bunun üzerinden CHP'yi, muhalefeti yıpratırız diye bir arayıştı bu. Biz bunu tam tersi püskürttük. O arada seçim kazandık. Binali beyle yarıştık. Sonra başbakan oldu. İzmir yanımızda durdu, bizim doğruluğumuza inandı. İstanbul'da da aynısı olacaktır. Bize sabah kalktık 52 müfettiş geldi, her şirkete, her bölüme. İstanbul'a da geliyor. Hiçbir mahsuru yoktur. Masasını verirsiniz, bir arkadaşı da görevlendirirsiniz. Durum olursa bana gel dersiniz. Onlar işine bakarlar. Ne müfettişlerle neler yaşadık biz. Hatta o zaman Abdullah Gül Bey gelmişti. Bize yapılan operasyondan bir müddet sonra. Havaalanında dedim ki 'Sayın Cumhurbaşkanım ben tabi ki incelenmek istiyorum ama işi bilen insanlarla. Devlet denetlemeyi gönderin beni incelesinler'... Birkaç ay ses çıkmayınca mektup yazdım, sayın cumhurbaşkanına. Devlet Denetleme Teşkilatı İzmir Büyükşehir Belediyesi'ni denetlesin, ceremesi neyse çekelim. Telefonla aradı, konuştuk. O arada bir şey çıkmadı. Epey müddet geçtikten sonra bir parlamenterle görüşmesinde Umut Oran Bey de oradaymış. Oradan köşkten çıkınca beni aradı. Başkanım işte Cumhurbaşkanı sizi örnek verdi. 'İzmir'de hiçbir şey yok' dedi. Demek ki Devlet Denetleme'ye resmi olmadan inceletmiş sanırım. Burada bir şey yoktur. İstanbul Belediyesi'nde de bir şey yoktur"

"EKREM BEYİ KÜÇÜLTMEZ, BÜYÜTÜR"

Kocaoğlu şöyle devam etti:

"Belediyelerin bu şekilde taciz edilmesi belediyelere bir şey yapmaz. Ne İmamoğlu'na yapar ne de bana yaptı. Düzgün çalışan adama hiçbir şey yapmaz. Doğru, sallanır ama devrilmez. Doğrunun kalesi de yıkılmaz. Geç de olsa durum anlaşılır, adalet tecelli eder. İstanbul'a yapılan şey sayın İmamoğlu’nu, Ekrem beyi küçültmez, büyütür. Önerim; önemli olan İstanbul'a çalışmaktır. İstanbul’a artarak çalışmasına devam eder, ki ediyor. Gerisi bunlar, teferruattır. Keskin sirke küpüne zarar verir hesabı operasyonu yapanlara zarar verecektir. Aynı İzmir'de olduğu gibi. Onun için hiç endişe edecek bir şey yok. Soğukkanlılıkla işine gücüne bakar, gerekli cevabı verir geçer gider."

"HALK MİSLİYLE CEVABINI VERECEKTİR"

İmamoğlu'nun görevden alınabileceği iddialarını yorumlayan Kocaoğlu şunları söyledi:

"Ekrem beyin veyahut başka bir belediye başkanımızın görevden alınmasını kimse istemez. Çünkü yaşadım ben. İzmir'de kimse görevden alınmamızı istemedi. Velev ki böyle bir şey yapıldı. Zaten yapılacağına ihtimal vermiyorum. Yapanlar açısından bu kendi kendini yok etmek anlamına gelir, yapanlar açısından. Eğer önlerini görüyorlarsa, doğru değerlendiriyorlarsa kendi menfaatlerine olmayacağı için de yapmamaları gerekir. Diyelim ki hırsa kapıldılar yaptılar halk misli misli cevabını verecektir. İstanbul'da ikinci seçimde olduğu gibi. Her gün kalkıyorsunuz, irili ufaklı yüzlerce sınav veriyorsunuz. O sınavlardan namusunuzla çıkmak önemli. İstanbul da aynı şekilde. Ekrem beyin de bu sınavlardan namusuyla çıkacağına inanıyorum. Tam tersi Ekrem bey için, Cumhuriyet Halk Partisi için eksi hiçbir şey vermez, artıyı katlar."

"SEÇİM BIÇAK SIRTI OLURSA TEHLİKE..."

Aziz Kocaoğlu, ülke ekonomisinde çok büyük bir tahribat olduğunu ancak iş başına geçtiğinde CHP ve Millet İttifakı'nın bunun üstesinden gelebileceğini söyledi.

İktidara gelindiğinde uygulanacak projelerin şimdiden masaya yatırılması ve halka açıklanması gerektiğini vurgulayan Kocaoğlu, şunları söyledi:

“Türkiye sürekli kan kaybediyor. Onu durdurabilmeniz için acil reçeteleri bugünden yaşama geçirmeniz gerekiyor. Ayakları yere basan, herkesin anlayacağı doğru çalışmalar yaparsanız güveni tesis edersiniz. 6 ay içinde bu çalışmalar yapılır, bunlar Millet İttifakı tarafından kamuoyuna duyurulursa güven tesis eder. Son derece yıpranmış ve yorulmuş Adalet ve Kalkınma Partisi, Millet cephesinin yüzde 60-70 arasında alacağı oyla beraber, bir daha ayağa zor kalkacak şekilde iktidarı terk eder. Bunu yapmazsanız, bıçak sırtı bir şey olursa, yüzde 55'e yüzde 45 gibi bir sonuç olursa Türkiye'nin rahat çalışması ve bu köklü politikaları uygulaması sıkıntıya girer. Ben Millet İttifakı'nın dediğim şeyleri yaparsa yüzde 60-70 arasında oy alıp güçlü olarak parlamentoya gelip, önünde bir engel olmadan Türkiye'yi aydınlığa çıkaracağına inanıyorum. Yeter ki bu çalışma yapılsın. Bu inanç ve idareyi Millet İttifakı koysun, zaten halk gereğini yapıyor.”

YORUMLAR

  • 0 Yorum